Gençlik... Gençler...

 

Genç olmak zor bir iştir. Gençlik, o güne kadar insanın biriktirdiği ne varsa hepsini ortaya koyup düşünme ve onlara bir biçim verme zamanıdır. Genç artık her şeyi kendi gözüyle görmeye ve değerlendirmeye başlar. O güne kadar annesinin babasının öğretmenlerinin dediklerini çok fazla sorgulamadan kabul eden çocuk, bunları sorgulamaya başlar. Çocuk değildir artık; hem fiziksel, hem psikolojik olarak bir erişkin gibi değerlendirme kapasitesine erişmiştir. Sahip olduğu gücün farkına varması genci, bunları kullanmaya başlaması da anne babayı şaşırtır. O güne kadar çok fazla şeye hayır demeyen (hayır dese de belli sınırlarda hayır diyen çocuk) her şeye isyan edercesine hayır demeye başlar. Bu isyan bazen yalnız isyan etmek adına yapılır. Genç kendini kabul ettirme uğraşısı içinde kendi aleyhine olacak kararlar da verebilir. Yoğun çatışmalar başlar anne-baba ve genç arasında. Aslında iki tarafın da olup bitenden rahatsızlık duyduğu bu çatışmalarla başa çıkmak hem genç için, hem anne babalar için kolay bir şey değildir. Çatışmalarda mutlaka bir çözüm bulmaya çalışmak yerine anlayış göstererek hem gençlerin, hem erişkinlerin sabırlı olmaları, birbirlerine olan sevgilerini ve ilgilerini sürdürmeleri gereklidir. Bu dönemde yaşananlar bazen genç ve anababaları birbirine yabancılaştırabilir, bu durumda yeniden birbirlerini tanımak için çaba harcanması gerekmektedir.  

Herkes genç olmuştur, ama genç olmak ne demektir unutur. Gençliğinde kendi yaşadığı zorlukları sanki hiç yaşamamış gibi, kendisine yapılanları anne ve babasının kendisine yaptıklarını aynen kendisi de uygular – olsa olsa şekli değişmiştir biraz. Muhtemelen anne babaların gençlik dönemlerinde yaşadığı korkular anne babaları böyle davranmaya itmektedir.

Evet genç olmak bir yanıyla zordur zor olmasına ama başka bir yanıyla da hoştur. Duygular en yoğun bu dönemde yaşanır. En yakın arkadaşlıklar bu dönemde kurulur. Her şey daha renkli daha canlıdır. Değişime, iyiye, güzele, geleceğe daha çok inanılır. Genç yaşamın hiçbir döneminde hissedilmediği kadar umut doludur. Dürüst olmak, doğruyu savunmak, zarar göreceğini bile bile gerekirse bu yoldan vazgeçmemek gençlerin en önemli özellikleri arasındadır. Arkadaşlıklar bir başkadır, genç gerekirse hiç düşünmeden arkadaşı için canını verir.

Gençlik coşkudur. Deli kanlı denmesi boşuna değildir. Sevgisinde de öfkesinde de görülür bu. Genç sevdi mi bir başka sever. Hayatında ondan başkası yoktur, hayat ancak onunla anlamlıdır. Kızdı mı bir başka kızar. Bütün köprüleri atar.

Gencin hayalleri vardır. Genç için bu hayallerin gerçekleşmemesinin hiçbir nedeni yoktur. Bunlar çoğu zaman beraberinde hayal kırıklıkları da getirmekle birlikte gencin hayatına anlam katan onu coşku veren hayallerdir.

Gençler hayattan ve dünyadan çok şey beklerler. Hayat her şeyi vermeye muktedir gibi görülür. Gençlerin dünyadan ve hayattan büyük (ama haklı) beklentileri vardır. İnsanlardan ve sosyal ilişkilerden beklentileri çoğu zaman gerçekleşemez. Bu nedenle bir çok hayal kırıklığı yaşamak gençliğin olmazsa olmaz yönlerindendir. Gerçekleşememesinin açıklanabilir nedeni olmakla birlikte anlaşılabilir nedeninin olmaması işi daha zorlaştırır. Bir çok genç tekrar tekrar yaşadığı hayal kırıklıkları nedeniyle hayata küser, kendini toplumdan soyutlar. Fakat gencin kendisini bile şaşırtacak şekilde hiç umulmadık bir anda bu küskünlüğün yerini coşku alır.

Diğer yandan gencin kendisinin kendisinden beklentileri de vardır. Hem kendisinden hem çevresinden gelen beklentiler büyük bir baskı yaratır gençte. Bunları gerçekleştiremediğini düşünen gencin özsaygısı düşer, kendisini değersiz işe yaramayan bir insan gibi düşünür. Dıştan bakan bir gözün değerlendirmesi ile aşırı olduğu çok kolay görülebilen bu beklentilerin büyüklüğü değersizlik duygularını derinleştirir.

Genç kendini başarılı olmak zorunda hisseder. Yalnız ele güne karşı değil, en çok da kendine karşı. Genç için başarılı olamadığını düşünmek büyük bir yıkımdır. Beceriksiz biri gibi hisseder kendini. Özgüveni değerlilik duygusu sarsılır. Acımasızca eleştirir kendini. Unutur, oysa hata yapmak insan içindir. Gençliğinde defalarca hata yapmayan insan yoktur. Önemli olan gerekli dersleri çıkarabilmektir.

 

 

Genç olmak zaman zaman yanlış karar vermek demektir. Anne babalar katlanamazlar bu yanlışlara... Hele bu konuda çocuklarını uyarmış olmasına karşın nasıl böyle bir yanlış yaptığını anlayamazlar. Açıkça görülmüyor olsa bile genç de kabullenemez bunu. Kendince mantıklı bir takım açıklamalar getirse bile ele güne karşı kendini aslanlar gibi savunur. Fakat bir yandan da için için göz göre göre bu yanlışı nasıl yaptığını düşünür. Fakat her şeye karşın bir çatışma başlar, herkesin derdi başkadır. Anne baba gencin yanlış yaptığını kabul etmesini bekler; genç için ise hatalı olduğunu kabul etmek çok zor bir şeydir. İki taraf da yalnız kendi derdine baktığı için çatışma olması gerekenin  kat be kat üstünde olur. Genç, kendisini ilgilendiren bir konuda kararı kendisi vermek ve kendini hem başkalarına hem kendisine kanıtlamak istemektedir. Dışarıdan baskıcı bir müdahale olduğunda da bu isteği katlanarak artar. Anne ve babanın derdi ise çocuklarının doğru davranmasıdır (anne ve baba için hala çocuktur o, kendi kendine karar verebilecek yeterlilik kazanan bir kişi değildir). Her şeyden çok sevdikleri çocuklarının yanlış yapmasını istememektedirler.

Genç bir yandan bağımsız olmak ister, bir yandan da (açıkça dile getirmese de pek kabullenmek istemese de) kendisini kayıtsız koşulsuz destekleyecek birilerinin varlığına ihtiyaç duyar. Fiziksel ve psikolojik olarak bağımsız davranabilme potansiyeli kazanan genç bunu sonuna kadar kullanmak ister.

Genç olmak asi olmak demektir. Yanlışlığa ve haksızlığa katlanamazlar – iyiyi, doğruyu ve güzeli savunurlar. Doğal olarak her gencin tepkisi kendine özgüdür, bazıları çok gürültülü, bazıları sessiz. Varolana, kurulu olana isyan etmek genç olmanın özünde vardır. Hiçbir şeye tepki göstermeyen genç de düşündürmelidir anne ve babaları, her şeye tepki gösteren genç de. Birisi sahip olduğu güçleri kullanamamaktadır, daha doğrusu kullanmaktan korkmaktadır; diğeri ise karşı gelmek için karşı gelmektedir.

Fark edilme, beğenilme her genç için çok önemli bir konudur. Özellikle akranlar söz konusu olduğunda, bu daha da önemlidir. Güzel olmak, yakışıklı olmak çok önemsenir. Günlerce, gecelerce dert edinilir. Ayna karşısında saatler geçirilir. Daha güzel ya da yakışıklı olmak için her şey yapılır. Sanki her şey bambaşka oluverecek, güzel ya da yakışıklı olmak her şey demek sanılır. Doyumlu bir ilişki yaşanması hedefleniyorsa aslolanın sevmek ve sevilmek olduğunu herkes bilse de (özellikle gençlikte) unutulur.

Genç olmak bana bir şey olmaz demektir. Genç her şeyin eninde sonunda iyi olacağına inanır. Başına kötü bir şeyin gelebileceğini düşünmez bile. Hayat hep aynı şekilde gidecek gibi gelir. Ölebileceğini, ölebilen, incinebilen yaralanabilen bir canlı olduğunu düşünemez. Bu nedenle çok kolay risk alır. Hızlı araba kullanır, tehlikeli işlere kalkışır.

Gencin gözü karadır. Bir yandan korkar. Bir yandan heyecanlanır. Hayatı boyunca hiçbir zaman cesaret edemeyeceği şeyleri bu dönemde yapabilir.

Genç yaşamın anlamını sorgular. Yalnız kendi yaşamının anlamını değil tüm yaşamın dünyanın anlamını bulmaya çalışır. Anlamın yaşananların toplamından çıkan bir sonuç, bir son ürün olduğu çoğu zaman unutulur. Anlam bulmak amaç haline gelir, bunaltır genci.

Anne ve babalar, geçip gidenin ve yaşanamamışın bir daha hiçbir şekilde geri gelemeyecek olmasından mıdır nedir; sık sık çocukluğunu gençliğini özler. Kimi zaman yaşadıkları geçmişi hatırlatır. Hüzünle dolar içleri. Sorarlar kendilerine. Tekrar tekrar sorarlar… Rengarenk, ışıltılı, canlı cıvıltılı çocuk dünyam; duyarlı, dürüst, idealist gençlik dünyam nerede diye. Özlemle ve acıyla dolar içleri. Ben mi değiştim yoksa dünya mı? diye sorarlar. Cevap bulamazlar.

Diğer yandan işin aslına bakarsanız gencin de anne babanın da hedefleri aynıdır: ilerde dönüp baktığında hüznün, acının, yaşanamamışlığın en az hissedileceği bir gençlik kurulmaya çalışılır. Ama her iki taraf da hep hata yapar. Zaman zaman çatışmanın bu dönemde yaşanması gereken, hem anne ve babayı hem genci olgunlaştıran bir süreç olduğu unutulur.

 

 

Yazılı olarak izin alınmadan alıntı yapılamaz.

 

Kaynak

Kendini Tanıma Rehberi

Prof. Dr. Erol Özmen

Celal Bayar Üniversitesitesi Tıp Fakültesi

Psikiyatri Anabilim Dalı

 

 

Prof. Dr. Erol Özmen'in diğer makaleleri için tıklayınız.

 

İlginizi çekebilecek diğer içerikler için psikoloji-psikiyatri.com sitesini ziyaret edebilirsiniz.